Bu bölümde, akciğer biyopsisi hakkında hastalarımızdan en sık gelen soruları ve merak edilen konuları sade ve anlaşılır bir şekilde yanıtladım.
İşlemin nasıl yapıldığı, kimlere uygulandığı, olası riskler ve işlem sonrası süreç hakkında doğru ve net bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
Amacımız, biyopsi öncesi ve sonrasında aklınızdaki soru işaretlerini gidermek ve süreci daha güvenli hissetmenizi sağlamak.
Cevap: Tomografinizde kitle veya kitle kuşkusu uyandıracak bir görünüm varsa hastalığın teşhisi için biyopsi yapılması gerekir. Akciğerden biyopsi alınabilmesi için farklı yöntemlerimiz vardır. Bazı hastalarda tomografi cihazı rehberliğinde ve lokal anestezi altında, sırt ya da göğüs bölgesinden ince bir iğne batırılarak kitlenin içerisinden biyopsi alırız, bazı hastalarda ise endoskopik bir yöntem olan bronkoskopi ile kitleye ulaşır ve oradan biyopsi yani küçük doku örneği alırız. Ultrasonlu bronkoskopi (EBUS) ise akciğer kitlelerinden biyopsi almanın bir başka endoskopik yöntemidir. Biyopsi sonrası hastalığınızda bir kötüleşme olması beklenmez. Alınan küçük örnekler hastalığınızın yayılmasına neden olmaz. Bu görüşlerin bilimsel bir temeli yoktur.
Cevap: Bronkoskopi ile alınan küçük doku parçalarında çoğu kez bu sözünü ettiğiniz genetik testler yapılabilir. Hatta bronkoskopi sırasında doku değil de sadece sıvı niteliğinde sitolojik materyal alınmış olsa bile eğer bu materyalde yeterli hücre varsa genetik testler yapılır. Bu testler ülkemizde maliyetleri nedeniyle çoğu kez hastalığın ilk tanısı raporlandıktan sonra istenmektedir. Ancak bazen hastaya açıklama yaparak genetik testleri ilk işlemden sonra otomatik olarak isteyebiliyoruz. Bu durum biyopsi yapılan merkezdeki tercihe göre değişebilir. Her iki yolda kullanılabilir.
Cevap: Evet PET’te kanser bulgusu olmasına rağmen 3 nedenle biyopsi alınması gerekir.
1) PET’tet tutulum görülen her lezyon kanser değildir. Örneğin enfeksiyon hastalıkları da aynı kanser gibi PET görüntülerine neden olabilir.
2) Kanserin türünü belirlemek tedavi stratejisini belirlemek açısından son derece önemlidir. Biyopsi ile kanser tanısı konulmakla beraber bu kanserin hücre cinsi de belirlenir. Bu, tedavi için yol göstericidir. Örneğin küçük hücreli akciğer kanserinde çok özel durumlar dışında cerrahinin yeri yoktur ve hastalar kemoterapi ve radyoterapi ile tedavi edilir. Buna karşın küçük hücreli dışı akciğer kanserinde hastalık ileri evre değil ise en etkili tedavi yöntemi cerrahidir.
3) Günümüzde artık kanserin cinsini belirlemek bile hekimi tedavi açısından tam bir karar aşamasına getirmiyor. Yeni tedavi yöntemleri arasında sayılan akıllı ilaçlar ve immünoterapi tedavileri sadece uygun genetik özellikleri olan tümörlerde etkin ve bu nedenle alınan biyopsi materyallerinde bu genetik veya moleküler testlerin yapılması ile hastanın hangi genetik mutasyonlara sahip olduğunu ve hangi ilaçtan fayda göreceğini önceden belirleyip tedaviyi ona göre planlayabiliyoruz.
İşte bu saydığım 3 nedenle biyopsi yapılması her koşulda gereklidir.